Peygamber Efendimiz ve Üç Aylar | Akpolitika haber
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >> Peygamber Efendimiz ve Üç Aylar26.04.2015 00:13

Peygamber Efendimiz ve Üç Aylar

 Peygamber Efendimiz ve Üç Aylar


Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) üç ayları sevinçle karşılamış ve Receb ayının girmesiyle “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır.”[4] şeklinde dualar etmiştir


Bu haber 1792 kez okundu.

Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah'ın dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için pek çok maslahat ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler yani sâkinler de içinde bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır.

Mübarek ay[1], gün[2] ve geceler[3], İslâm'ın şeâirindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, fezayı âlem ve bütün varlıklar bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir.

Receb, Şaban ve Ramazan ayları öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr-u Selâse (üç aylar) denilmiştir. Mevlid kandili hariç diğer kandillerin hepsi üç aylar içindedir ki bunlara dört Leyâli-i Mübareke (mübarek geceler) denir. Bunlardan Regâib ve Mi'rac kandilleri Receb ayında, Berâat kandili Şaban ayında, Kadir gecesi de Ramazan ayındadır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) üç ayları sevinçle karşılamış ve Receb ayının girmesiyle “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır.”[4] şeklinde dualar etmiştir. Yine Efendimiz bu ayların önemini belirtme adına: "Receb Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır."[5] buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir manada, üç ayların başlangıcı olan Receb ayında oruçlarını, namazlarını ve ibadetlerini diğer aylara göre daha da artırmış, Şaban ayında ise bu artışı bir kat daha ileriye götürmüş, böylece ümmetinin Ramazan'daki umumi af ve mağfirete layık hale gelmesinin yollarını yaşayarak onlara göstermiştir.

RECEB AYI

Saygı duyulan ve tazim gösterilen ay manasına gelen Receb ayı, hem üç aylar hem de Kur’an’da ifade edilen haram aylar içerisinde yer alan bir aydır.[6] Regâib ve Mi'rac kandillerini içinde bulundurması fazilet ve değerini daha da arttırmaktadır.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ayda oruç tutmaya büyük önem verdiğini İbn-i Abbas (radıyallâhu anh) şöyle anlatmaktadır: "Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Receb ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz, ‘(Galiba) hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)’ derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, ‘(Galiba) hiç tutmayacak’ derdik."[7]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisi oruç tutuğu gibi ümmetini de Receb ayında oruç tutmaya teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur:

Cennette Receb isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allah o kimseye bu nehirden su içirecektir.” [8]

Receb büyük bir aydır. Bu ayda Allah hasenatı kat kat artırır. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Yedi gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allah-u Teâlâ Nuh’u (aleyhisselam) gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti."[9]

Regâib Gecesi

Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regâib kandili, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah'ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği bir gecedir. Kelime olarak regâib, "çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan" mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regâib Gecesi denilince: "Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece" mânâsı anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır. Müslümanlar arasında ise Peygamberimiz'in dünyaya teşriflerinin ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gün olduğuna inanılmaktadır.[10]

Peygamberimiz Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğuşuyla yeryüzü nasıl küfür ve cehaletin karanlıklarından kurtulup büyük bir mutluluğa boğulduysa, onun teşriflerinin ilk basamağı olan bu geceyi de bütün kâinat alkışlamış, coşkun bir sevinçle ayakta karşılamıştır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, Regâib gecesinin Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi'rac gecesinin de Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir.[11] Bu gece Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), söz konusu mazhariyet ve mevhibeler için Cenâb-ı Hakk'a şükür için oniki rek'at namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur.[12] Diğer zamanlarda okunan her Kur'ân harfi için on sevap verilirse, Receb ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadîste bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.[13]

Mi'rac Gecesi

Allah'ın emriyle Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rûhen ve bedenen, Burak isimli semavî bir binite binerek Cebrail (aleyhisselam) ile birlikte Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya [Beytü'l-Makdis] kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna [14] -ki buna İsrâ denilir-, oradan da bir mi'râcla [manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaşması, burada Cebrail'i (aleyhisselam) arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah'ın huzuruna varıp O'nun Zât-ı Akdes'ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi'râc denilir.[15] İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, risaletin 11. yılında, Receb ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir.

Amcası Ebû Talib ve zevcesi Hazreti Hadîce validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Resûlü (ve mü'minler), mi'rac olayı ile çok muhteşem bir teselli ve ihsan-ı İlâhîye nail olmuştur. Aynı zamanda Regâib gecesi, Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğu gibi Mi'rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.[16]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) pek çok hadislerinde Mi'râc hadisesini detaylarıyla anlatmışlardır.[17] Bir gece Kâbe-i Muazzama'nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (aleyhisselam) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i Aksa'ya gittiler.

Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu ifade ediyordu.[18] Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi'rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hazreti Adem'le, 2. kat'ta Hazreti İsa ve Hazreti Yahya, 3. kat'ta Hazreti Yusuf, 4. kat'ta Hazreti İdris, 5. kat'ta Hazreti Harun, 6. kat'ta Hazreti Musa ve 7. kat'ta Hazreti İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem'e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti.

Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaştı.[19] Cebrail daha sonra Peygamberimiz'i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaştılar. Cebrail: "İşte burası Sidretü'l-Müntehâ'dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım." dedi. Peygamberimiz'e Sidre'de dört kutsal nehir ve hergün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt-i Ma'mûr gösterildi. Sonra kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü'l-Me'vâ'yı temaşa etti. Cebrail'i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref'e binerek Arş-ı A'lâ'ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak belirtilen "imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına" ulaştı. Huzûr-u Kibriya'da Zât-ı Akdes'e ok yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaştı.[20]

Cemâlullah'ı perdesiz ve vasıtasız olarak müşahede etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref'le Sidre'ye geri döndü. Orada Cebrail'i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira'da gördüğü şekliyle- gördü.[21] Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.[22]

"Ben mi'racdan daha güzel bir şey görmüş değilim"[23] diyen Peygamberler Sultanı, mi'rac yüceliklerinden -âdeta bir vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi'rac asansörleri olacaktır.

İkincisi: "ÂmenerResûlü" olarak bilinen Bakara sûresi’nin 285-286. ayetleri

Üçüncüsü: İsrâ Suresi'nin 22-39. âyetlerinde[24] bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir.[25]

Dördüncüsü: Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet'e girecekleri müjdesini getirmiştir.

Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.

Altıncısı: Mi'rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et-Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi'racda Allah ile Habibi (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.[26]

M. Fethullah Gülen Hocaefendi: "Mi'rac'ın esas armağanı namazdır ve bu aynı zamanda her mü'minin mi'racı olarak, onları da mi’raca götürecek nurdan bir helazondur. Namaz, her şeyiyle halis bir ibadet ve mi'rac için yegane vesile, sonra da Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem)'ne gökler ötesi seyahatin en son noktasında tevdi edilen İlâhî bir armağandır. Bu armağan içinde herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir mi'rac mukadderdir."[27]

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında, Receb ayı içerisinde meydana gelen önemli olaylardan bazıları şunlardır:

*Müslümanların Mekke’den Habeşistan’a hicreti (Risaletin 5. Yılı/ 615)
*İsrâ-Mi’râc Mu’cizesi (Risaletin 11. Yılı/ 621)
*Beş vakit namazın farz kılınması ( Risaletin 11. Yılı/ 621)
*Abdullah İbn-i Cahş’ın (radıyallâhu anh)) Nahle (Batn-ı Nahle) Seriyyesi (2/624)
*Kıble’nin Beytil Makdis’ten Mescid-i Harama tahvili (2/624)
*Hazreti Ali’nin (radıyallâhu anh) Hazreti Fâtıma (radıyallâhu anha) ile nikâhlanması (1/623)
*Müzeyne heyetinin Efendimiz’i ziyareti (5/626)
*Zeyd İbn-i Harise’nin (raıdyallâhu anh) Vâdi'l-kurâ seriyyesi (6/627)
*Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatı ve gıyabî cenaze namazı (9/630)
*Tebûk seferi’ne çıkış (9/630)

ŞABAN AYI

Şaban ayı üç ayların ikincisidir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Şaban ayında birkaç gün dışında neredeyse bu ayın tamamını oruçlu geçirmiştir.[28] Hazreti Âişe validemiz Efendimiz’in Şaban ayındaki orucunu şöyle anlatır: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) (Ramazan dışındaki) hiçbir ayda Şaban’da tuttuğu oruçtan fazla oruç tutmazdı. Şaban ayının çok azı hariç (neredeyse) tamamını oruçlu geçirirdi.”[29] Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de Ramazan dışında tutulan en faziletli orucun Şaban’da tutulan oruç olduğunu ifade etmektedir.[30]

Üsâme İbn-i Zeyd (radıyallâhu anhumâ)[31] Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) Şaban ayında tuttuğu kadar hiçbir ayda oruç tutmamasının sebebini sorduğunda, Allah Resûlü’nden şu cevabı almıştır: “Bu ay Receb ile Ramazan arasında insanların gafil bulundukları bir aydır. Bu ayda ameller âlemlerin Rabbi olan Allah’a arz olunur. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a sunulmasını arzu ederim.”[32]

Şaban ayının değişik günlerinde oruç tutan Peygamber Efendimiz, Şaban’ın son günlerini oruçlu geçirerek Ramazan ayı ile birleştirdiği[33] gibi, bünyesi zayıf olanlara da Şaban ayının yarısından sonra farz olan Ramazan orucuna hazırlıklı olabilmeleri için, "Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın."[34] buyurmuştur. Ama Efendimiz’in Şaban ayında diğer aylara oranla daha fazla oruç tuttuğu, bazen da tamamını oruçlu geçirdiği hadis kaynaklarında yer almaktadır.[35]

Sahabe-i Kiram Efendilerimiz Şaban'ın hilâlini görünce kendilerini Kur'an-ı Kerim okumağa verirler ve devamlı Kur'an okurlar idi. Zenginler mallarının zekâtını fakir ve düşkünlere verirler; bu suretle onların “Ramazan-ı şerîf” orucuna varlıklı çıkmalarına yardım ederlerdi.

Hakim ve valiler mahkumları huzuruna çağırıp (Hadd-î Şer'î) lâzım gelenlere hükm'ü tatbik ederler. Haddi gerektirmeyenleri tahliye ederlerdi.

Tüccarlar borçlarını öderler ve alacaklarını alırlar ve Ramazan hilalini görünce güzel bir temizlik yaparak şehr-ü Ramazan'da oruç ve namazlarına ciddiyetle sarılırlar ve bilhassa Ramazan'ın son on gününü büsbütün ibadet ve itikaf ile geçirmeğe hazırlanırlardı.

Bir manada Şaban ayı, hem Efendimiz’in hem de ashâbının Ramazan ayı için yapılması gerek tüm hazırlıkları yaptıkları ve Ramazanı hazır bir şekilde karşıladıkları bir ay olmuştur.

Berâat Gecesi

Şaban ayının on beşinci gecesidir. Berâat gecesinde, beşerin kader programı nev'inden bir İlâhî icraat yapıldığı için, bu gece Kadir gecesi kudsiyetindedir; ve bütün senenin bir çekirdeği hükmündedir.[36] Bu gece mahlûkatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ihya veya imate edileceklerine, ecellerine ve hacıların sayılarına dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır.[37]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Şaban ayının yarılandığı bu gecede yapılacak duaların geri çevrilmeyeceğini[38] bol bol ibadet edilmesini, gündüzünde ise oruç tutulmasını tavsiye etmiş ve o gece güneş batınca Allah Teâlâ’nın dünyaya rahmetiyle tecellî ederek fecre kadar: “Bağışlanmak dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim! Belâya dûçar olan yok mu, ona afiyet vereyim!..” buyurduğunu bizlere müjdelemiştir.[39]

İşte böyle bir gecede uyanan Hazreti Âişe validemiz, Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellm) yanında göremeyince dışarı çıkıp aramaya başlamış ve onu Bakî’ mezarlığında başını gökyüzüne kaldırmış bir vaziyette bulmuştu. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazreti Âişe’yi görünce, bu gecede Allah’ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu anlatmak için ona şunları söylemiştir: “Şaban ayının yarılandığı gece Allah dünya semasına iner (rahmetiyle tecelli eder) ve Kelb kabilesinin koyunlarının kıllarından daha çok sayıda günahkârı bağışlar.”[40]

Aynı zamanda, Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaat hakkının tamamı (şefaat-ı tamme) bu gece verilmiştir.[41]

Peygamber Efendimiz’in hayatında, Şaban ay içerisinde meydana gelen önemli olaylardan bazıları şunlardır:

*Ramazan Orucunun farz kılınması[42] (2/624)
*Cüheyne Gazvesi[43] (2/ 624)
*Osman İbn-i Maz‘un (radıyallâhu anh) vefatı (3/625)
*Peygamber Efendimiz’in Hafsa validemizle evlenmesi (3/625)
*Hazreti Hüseyin’in doğumu (4/626)
*Benî Mustaliķ (Müreysî‘) Gazvesi (5/627)
*İfk Hadisesi’nin meydana gelmesi (5/627)
*Teyemmüm ayetinin gelmesi (5/627)
*Efendimiz’in Cüveyriye validemizle evlenmesi[44] (5/627)
*Abdurrahmân İbn-i Avf’ın (radıyallâhu anh) Dûmetülcendel Seriyyesi (6/628)
*Zeyd İbn-i Hârise’nin (radıyallâhu anh) Medyen Seriyyesi (6/628)
*Hazreti Ali’nin (radıyallâhu anh) Fedek Seriyyesi (6/628)
*Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) Turabe, Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) Necid, Beşîr İbn-i Sa’d’ın (radıyallâhu anh) Fedek (I. Mürre) Seriyyesi (7/628)
*Hudeybiye anlaşmasının ihlali (8/629)
*Efedimiz Tebûk Seferi’nde (9/630)
*Tay heyeti ve Adî İbn-i Hâtim et-Tâî'nin Efendimiz'i ziyareti
*Havlân heyeti’nin Efendimiz’i ziyareti (10/631)

RAMAZAN AYI

On bir ayın sultanı ve rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan kelime olarak “yaz sonunda yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” mânasında “er-ramzâ” kelimesinden veya “Güneş ışınlarından taşların yanıp kızması” anlamında olan “er-ramaz” kelimesinden gelmektedir. Buna göre yağmur nasıl yeryüzünü temizleyip yıkarsa; kızgın yer, orada yürüyenlerin ayaklarını nasıl yakarsa, Ramazan ayı da müminleri günahlarını öylece temizler, yakar, yok eder.[45]

Ramazan ayını değerli ve ayrıcalıklı kılan hususlar, Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmesi, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bu ayda bulunması, farz olan oruç ibadetinin bu ayda tutulması, teravih, mukabele, i’tikâf, iftar, sahur ve fıtır sadakası gibi önemli sünnetlerin hep bu ayda yaşanmasıdır.

Ramazan; Kur’an-ı Kerim’de adı geçen tek ay

Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Böylece umulur ki fenalıklardan korunmayı umabilirsiniz. Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. O sayılı günler, Ramazan ayıdır. O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi. Artık sizden kim Ramazan ayının hilâlini görürse, o gün oruca başlasın. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir.”[46]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan ayına kavuşma arzu ve isteğini, Receb ayından başlamak üzere dualarında “Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”[47] diyerek belirtmiştir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ramazan öncesinde ve Ramazan ayında yaptığı hutbe ve sohbetlerinde Ramazan ayının fazilet ve bereketini ashabına anlatarak tahşidatta bulunmuştur. Bu beyanlarından bazıları şöyledir;

Ramazan ayı geldi. Bu ay, Allah’ın oruç tutmayı farz kıldığı mübarek bir aydır. Bu ayda semanın (cennetin) kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve Allah’a karşı gelen azgın şeytanlar bağlanır. Bu ay içinde öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin faziletinden mahrum kalan (bin ayın faziletinden) mahrum kalmış olur.”[48]

Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlarından vazgeç! Allah’ın bu ayda ateşten azad ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.”[49]

Ramazan ayı size bereketiyle geldi, Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duaları kabul eder. Allah Teâlâ sizin (Ramazan ayındaki ibadet ve hayır konusunda) birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O hâlde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâlâ’ya kendinizi gösteriniz. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir.”[50]

Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile cuma bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahlara kefarettir.”[51]

Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”[52]

Her konuda rehber olan Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbına, Ramazan ayını nasıl değerlendireceklerini, Ramazan orucunu nasıl tutacaklarını ve oruç esnasında nelere dikkat edeceklerini hem yaşayarak hem de bazı tavsiye ve uyarılarda bulunarak öğretmiştir. Peygamber Efendimiz, Ramazan günlerinde bol bol Kur’an okur, hayır ve hasenatta bulunurdu. Cebrail (aleyhisselam), Ramazan sonuna kadar her gece kendisine gelir ve ona Kur’an okuyup dinletirdi.[53]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan gecelerini değerlendirmeye teşvik ederek şöyle dermiştir: “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan’ı ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”[54]

Allah Resûlü, Ramazan’ın son on gününe, ayrı bir önem verir, Mescid-i Saadet’te i’tikâfa girer, ibadet ve taatle meşgul olurdu. Peygamberimizin bu uygulaması, vefat edinceye kadar devam etmiştir. Her yıl on gün i’tikâfa girerken, vefat ettiği yılın i’tikâfı yirmi gün sürmüş, o yıl Ramazan ayında Cebrail’e (aleyhisselam) Kur’an-ı Kerim’i iki defa arz etmişti.[55]

Ashâbına fıtır sadakası vermelerini söyleyen Allah Resûlü, bunun, insanlar bayram namazına çıkmadan önce ödenmesini emreder[56] ve Ramazan ayında kendisi çok cömert olduğu gibi bu ayda verilen sadakanın faziletinden bahseder ve ashâbını cömertliğe bol bol sadaka vermeye teşvik ederdi[57]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir aylık rahmet ve bereket mevsimini ibadetle, taatle geçirmiş olmanın sevincini ashâbıyla birlikte bayram ederek kutlardı. O bayram namazına gitmeden önce gusleder[58] ve namazın kılınacağı yere giderken değişik bir yol izlerdi.[59] Bayramı tekbir ve tehlillerle karşılardı.[60]

Rahmet Peygamberi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan ayına erişip de ondan bağışlanmadan çıkan kimseyi kınamış ve o kimse için: “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını bağışlatmadan Ramazan’dan çıkan kimsenin burnu yerde sürünsün!”[61] buyurmuşlardır.

Ramazanı mübarek kılan en önemli unsurlardan biri de Kur’an’ın ifadesiyle “bin aydan daha hayırlı” olan Kadir Gecesini içinde bulundurmasıdır. Bu geceye çok önem veren Rahmet Peygamberi, Ramazan ayı içinde gizlenmiş olan Kadir Gecesi’ni “Ramazan’ın son on günü içinde arayın!” buyururdu.[62] Ramazan ayının son on günü içindeki tek sayılı gecelerin Kadir Gecesi olma ihtimalinden dolayı[63] kendisi de, aile efradı ile birlikte 23., 25. ve 27. geceleri uzun süre ibadet ederek geçirirdi.[64]

Kadir Gecesi

Kur'ân-ı Kerim'in Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına toptan indirilmiş olduğu gecedir. Cebrail (aleyhisselam), Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ilk vahyi Alak sûresinin "İkra! Oku!" emriyle başlayan ilk beş âyetini bu gece getirmiştir.

Kur'ân-ı Kerim’de aynı isimle anılan "Kadir sûresi" vahyin başlangıcından ve bu gecenin büyük kudsiyet, fazilet ve bereketinden, bu gece kâinatı kaplayan ilâhî esenlikten bahsetmektedir: "Biz Kur'ân'ı Kadir gecesi indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi. O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner... Artık o gece bir esenlik gider.. tâ tan yeri ağarıncaya kadar."[65]

Duhân sûresinde ise bu gecenin kudsiyetine yemin edilmektedir: "Açık olan ve gerçeği açıklayan bu Kitâb'a yemin olsun ki; biz onu kutlu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarıcılarız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp belirlenir..."[66]

Kadir gecesi, Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetine olan düşkünlüğü, sevgi ve muhabbeti sebebiyle yaptığı bir duanın kabul edilmiş hâlidir, şöyle ki: "Fahr-i Kâinat Efendimiz'e kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya bu ömürlerden Allah'ın dilediği kadarı gösterildi. Bunun üzerine 'Başka ümmetlerin uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde yapmış olsun.' diye dua etti. Allah da O'na (içinde bu gece bulunmayan) bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti."[67]

Hakîm-i Mutlak olan Cenâb-ı Hak, Kadir gecesinin Ramazan'ın hangi gecesi olduğunu önce Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmiş daha sonra da unutturmuştur.[68] Ta ki, ihya edilsin. Sadece bu geceyi ihya eden de belki hissedar olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihya edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.[69]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu gecenin Ramazan'ın son on veya yedi günündeki tek gecelerden birisi olduğunu söylemiştir.[70] Ancak 27. gecesi olduğunu belirten hadîs-i şerifler, ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm âlemi de bunu benimsemiştir.[71]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kadir gecesiyle ilgili beyanlarından bazıları şunlardır:

"Allah, Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce hiçbir ümmete vermemiştir."[72]

"Her kim Kadir gecesini, sevabını Allah'tan umarak ihlaslı bir biçimde ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları affolunur."[73]

"Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa, geçmiş günahları affolunur."[74]

"Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini almıştır."[75]

"Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve sabah namazlarını cemaat ile kılarsa, Kadir gecesinden fazla bir hisse alır."[76]

Hazreti Âişe validemiz Peygamber Efendimiz’e; "Ey Allah'ın Resûlü, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?" diye sormuş Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de şu duayı okumasını ona söylemiştir:

اللَّهُمَّ إِنَّكَ عُفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي”

"Allahım! Sen çok affedicisin, kerimsin, affetmeyi seversin, beni de affet."[77]

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hayatında, Ramazan ayı içerinde meydana gelen önemli olaylardan bazıları şunlardır:

*Nübüvvetin Başlangıcı; Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem)Hira’da ilk vahyi alması
*Alak Suresi’nin ilk beş ayetinin nüzûlü (610)
*Hazreti Hadîce’nin (radıyallâhu anha) vefatı (620)
*Peygamber Efendimiz’in Sevde bint-i Zem’a (radıyallahu anha) ile evlenmesi[78]
*Muâhât; Ensâr ve Muhâcir arasında kardeşlik tesisi (1/623)
*Hazreti Hamza’nın (radıyallâhu anh) Sîfülbahr (‘Îs) Seriyyesi (1/623)
*İlk farz Ramazan orucu (2/624)
*Bedir Gazvesi (2/624): Hicret’in ikinci yılı Ramazan ayında hareket edilmiş, Ramazan’ın on yedinci günü düşmanla savaşılmıştır.[79]
*Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kızı Rukıyye’nin (radıyallâhu anha) vefatı (2/624)
*Umeyr İbn-i Vehb’in Peygamber Efendimiz’e suikast girişimi (2/624)
*Sadaka-i Fıtr (Fitre) yükümlülüğü (2/624)
*Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Zeyneb bint-i Huzeyme (radıyallâhu anha) ile evlenmesi (3/625)
*Hazreti Hasan’ın (radıyallâhu anh) doğumu (3/625)
*Müreysî’ (Benî Mustalık) Gazvesi’nden dönüş (5/627)
*At ve deve yarışları düzenlenmezi (5/627)
*Peygamber Efendimiz’in Cüveyriye ile evlenmesi (5/627)
*Medine’de kuraklık yaşanması ve yağmur duası (6/628)
*Abdullah İbn-i Revâha’nın (radıyallâhu anh) keşif amaçlı Hayber Seriyyesi (6/628)
*İzâm Seriyyesi (8/630)
*Mekke’nin fethi (8/630): Hicret’in sekizinci yılı Ramazan’ının on üçüncü günü, Mekke’nin fethi için yola çıkılmıştır.[80]
*Dırâr mescidi’nin yıktırılması (9/630)
*Tebük Sefer’inden dönüş (9/630)
*Taifli Sakîf kabilesinin Efendimiz’i ziyareti (9/630)
*Himyer meliklerinin İslâm’ı kabulü (9/630)
*Peygamber Efendimiz’in Kur’ân’ı Arza-i Âhiresi ve itikafı (10/631)
*Hazreti Ali’nin Yemen seriyyesi (10/631)
*Benî Becîle, Benî Gâmid heyetlerinin Efendimiz’i ziyareti (10/610)


Dipnotlar:

[1] Aylar: Şühûr-u Selâse (Üç Aylar: Receb, Şaban ve Ramazan ayları ), Eşhürü'l-Hurum (Haram Aylar: Muharrem (ki senenin ilk ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Receb aylarıdır.)
[2] Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleri
[3] Leyâli-i Mübareke (Müberek Geceler: Üç aylar içinde, Receb ayında, Regâib ve Mi'rac kandilleri; Şaban ayında, Berâat kandili, Ramazan ayında Kadir gecesi ve Ramazan’dan beş ay sonra Rebiü'l-evvel ayının on ikinci gecesi Mevlid-i Nebi.
[4] Et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 4/189; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, 1/259; Ebû Nuaym, Hilye, 6/269.
[5] es-Suyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 3/236; Beyhâkî Fedâilü’l-Evkât s.22.
[6] Diğer haram aylar: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir. Kur’ân-ı Kerîm’de muhtelif âyetlerde haram aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmektedir. (Bakara sûresi, 2/194, 217; Mâide sûresi, 5/2, 97; Tevbe sûresi 9/5, 36). Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de haram ayları Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb olarak açıklamıştır (Buhârî, Meġâzî 77; Müslim, Kasâme 29). “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.” (Tevbe sûresi, 9/36) âyetinde zikredilen “haram aylar” da mübarek aylar arasında yer almaktadır. Kan dökmenin ve savaşmanın yasak olduğu bu aylar (Bakara sûresi, 2/217) Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarıdır. Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde haram aylar hakkında: “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün haram olduğu gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 43 Hudûd, 9)
[7] Buhârî, Savm 53; Müslim, Sıyâm 179; Ebû Dâvûd, Savm 55.
[8] el-Beyhakî, Fadîlu’l-Evkât, s. 22.
[9] et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr,6/69; el-Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 3/188
[10] Ancak bu gece ile veladet-i Nebeviyye arasındaki müddet, bunun hilafına işarettir. Şu kadar var ki Hz. Âmine'nin Fahr-i Âlem Efendimiz'i hamil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş olabileceği düşünülebilir. Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s.187.
[11] Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.207.
[12] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihal, s.187.
[13] Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu's-Sagîr, 3/454.
[14] Bkz.: İsrâ sûresi, 17/1.
[15] Necm sûresi, 53/1-18; Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 6; Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 263, 264; Tirmizi, Tefsîr'u-İnşirâh, 33-34; Ahmed b. Hanbel, 1/309; Musannef, 14/306; İbn Hişâm, Sîretü'n-Nebî, 2/44.
[16] Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.207.
[17] Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 6; Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 263, 264; Tirmizi, Tefsîr'u-İnşirâh, 33-34; Ahmed b. Hanbel, 1/309; Musannef, 14/306
[18] Said Nursi, Sözler, s.525.
[19] Said Nursi, Sözler, s.560.
[20] Necm sûresi, 53/9.
[21] Necm sûresi, 53/13,14.
[22] Said Nursi, Sözler, s. 136, 562. Mi'rac olayının "bast-ı zaman gibi" çok kısa bir sürede olduğuna dair bkz.: Said Nursi, Mesnevi-yi Nuriye, s.197; Lem'alar, s.17; M. Fethullah Gülen, Kur'ân'dan İdrâke Yansıyanlar, 2/276.
[23] Buhârî, Salât, 1; Hacc, 76, Enbiya, 5, Tevhid, 37, Menâkıb, 24; Müslim, İman, 259; Ahmed b. Hanbel, 3/148, 149, 5/143.
[24] "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ana-babanıza da iyi davranın. Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını verin. Gereksiz yere de saçıp savurarak israfçı ve cimri olmayın. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Zinaya yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Ahdinizi yerine getirerek verdiğiniz sözü tutun. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma." İsrâ sûresi, 17/22-39.
[25] Müslim, İman, 264.
[26] Said Nursî, Şualar, s.77-79.
[27] M. Fethullah Gülen, Prizma, 2/152.
[28] Nesâî, Sıyâm 35.
[29] Müslim, Sıyâm, 176.
[30] Tirmizî, Zekât 28.
[31] Buhârî, Ahkâm 33.
[32] Nesâî, Sıyâm, 70.
[33] İbn Mâce, Sıyâm, 4.
[34] Ebû Dâvûd, Savm 12; Tirmizi, Savm 38.
[35] Buhârî, savm 52; Müslim, Sıyâm 175, 176.
[36] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.601.
[37] Bazı âlimlere göre: Berâat gecesi, emirlerin Levh-i Mahfuz'dan istinsahına başlanır, kâtip melekler bu geceden, gelecek seneye müsaadif ayın geceye kadar olacak olan vak'aları yazar ve bu işler, Kadir gecesi bitirilir. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)'e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)'e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün sahibi ve büyük melek olan İsrafil (as)'e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)'e teslim olunur.(İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3/287) Rasûlulllah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Allah Tealâ tüm şeyleri Berâat gecesinde takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim eder." buyurmuştur. Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işler takdir edilir. Kadir gecesinde sayesinde dinin güç-kuvvet bulduğu şeylerin takdir edildiği; Berâat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir. Razi, Mefâtîhu’l-ğayb, 23/293; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s.188.
[38] Suyûtî, Celalüddin, Câmiu's-Sagîr, 3/454.
[39] İbn Mâce, İkâmetü’s-Salavât, 191; Ayrıca; "Allah Tealâ, Şaban ayının onbeşinci (Berâat) gecesinde -rahmetiyle- dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder." Tirmizi, Savm, 39.
[40] Tirmizî, Savm, 39; İM1389 İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 191
[41] Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Şaban'ın 13. Gecesi Allah'tan ümmetine şefaat etme hakkı istemiş, üçte biri verilmiş; 14. Gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş; 15. Gecesi (Berâat gecesi) tekrar istemiş ve bu gece şefaatin tamamı kendisine verilmiştir.
[42] Hicretin 2. yılında Şaban ayının son gününde, Ramazan orucunu emreden ilk âyetler inmiştir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara sûresi, 2/183-184)
[43] Bu gazvede her hangi bir çarpışma olmamıştır. Efendimiz’in maksadı, Medine’ye komşu olan Cüheynelilerin oturduğu bölge ve civarındaki kabilelerle Medine’nin güvenliğini sağlamaya yönelik anlaşmalar yapmaktır. (M. Hamidullah, el-Vesâik, s. 268,271)
[45] Râzî, Tefsîr, 5/71; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, 7/160-162.
[46] Bakara sûresi, 2/183-185.
[47] Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 4/189.
[48] Nesâî, Sıyâm, 5.
[49] Tirmizî, Savm,1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.
[50] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 3/344.
[51] Müslim, Tahâret, 16.
[52] Buhârî, Îmân, 28.
[53] Buhârî, Savm, 7.
[54] Nesâî, Sıyâm, 39.
[55] İbn Mâce, Sıyâm, 58.
[56] Buhârî, Zekât, 76.
[57] Tirmizî, Zekât, 28.
[58] Muvatta’, Îdeyn, 1.
[59] Buhârî, Îdeyn, 24.
[60] Buhârî, Îdeyn, 12.
[61] Tirmizî, Deavât, 100.
[62] Muvatta’, İ’tikâf, 6.
[63] Buhârî, Ezân, 135.
[64] Tirmizî, Savm, 81; Nesâî, Sehv, 103.
[65] Kadir sûresi, 97/1-5.
[66] Duhân sûresi, 44/1-5.
[67] Muvatta, Îtikaf, 6.
[68] Buhârî, Fadlu Leyleti'l-Kadr, 2; Müslim, Sıyâm, 213.
[69] M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, 2/32; Bediüzzaman Hazretleri de bu gizlilikle ilgili olarak şu izahatı yapar: “Malumdur ki, Cenâb-ı Hak şu imtihan dünyasında çok mühim şeyleri gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsna içinde gizlemiştir. Aynı şekilde Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde salât-ı vustâ, bütün ibadetler içinde rızayı ilahî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde ölüm ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiştir. Said Nursi, Sözler, s. 309; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s. 21. Bunlar gizli kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir. Üstad Bediüzzaman, bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin, o şeyin diğer fertlerini de kıymetlendirmek olduğunu ve eğer bu gibi özel şeyler açıklanırsa, diğer şeylerin değerden düşeceğini belirtir.Said Nursi, Mektubat, s.476; Hutbe-i Şamiye, s.124; Sünûât-Tulûâtİşârât, s.13; Sünûhât, s.29.
[70] Tirmizî, Savm, 81; Nesâî, Sehv, 103.
[71] Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri'nin yorumu şöyledir: "Yarın (27.) gece leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye leyle-i Kadri tahsis etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakiki hükmünde kabule mazhar olur." Said Nursi, Şualar, s. 510
[72] Suyûtî, Câmiu's-Sagîr, 2/269.
[73] Buhârî, Kadr, 1; Müslim, Müsâfirîn, 175.
[74] Buhârî, Sıyam, 71.
[75] İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3/289.
[76] İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3/289.
[77] Tirmizi, Deavât, 89; İbn Mâce, Duâ, 5.
[78] Şevvâl ayında ayında olduğu da rivayet edilir. (bkz.: İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 8/53,217; Zürkânî, şerh ale’l-Mevâhibi’l-Ledünniyye, 4/377.
[79] Tirmizî, Savm, 20; İbn Kesîr, Bidâye, 3/303.
[80] Abdürrezzâk, Musannef, 5/372.


Etiketler: haber -gündem -politika -yaşam -sondakika -flaş -akpolitika -dünya -

Diğer İSLAM haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder

Hava Durumu
http://www.akpolitika.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..akpolitika
haberyazilimi.com - Copyright